Bir ürün bozuluyor.
Tamir ettirmek istiyorsun.
Parçası yok.
Yeni model çıkmış.
Eskisi artık desteklenmiyor.
Bir süre sonra çalışan cihazın bile “eski” olduğu söyleniyor.
Sonra gidip yenisini alıyorsun.
İşte planlı eskitme denilen şeyin en sinir bozucu tarafı burada başlıyor. Ürün tamamen işlevsiz hale gelmeden önce sana yeni ürünün gerekli olduğu hissettiriliyor.
Çünkü şirket açısından ideal müşteri, bir kere ürün alan müşteri değil.
Sürekli yeniden alan müşteri.
Planlı eskitme nedir?
Planlı eskitme nedir diye sorarsanız en basit haliyle bir ürünün kullanım ömrünün veya cazibesinin bilinçli şekilde sınırlanması ya da ürünün zamanla eski ve yetersiz görünmesine yol açacak bir sistem kurulmasıdır.
Bunun tek bir şekli yok.
Ürünün fiziksel olarak daha erken bozulması olabilir.
Parçasının bulunmaması olabilir.
Tamirin zorlaştırılması olabilir.
Yazılım desteğinin artık verilmemesi olabilir.
Yeni modelin sürekli pompalanması olabilir.
Hatta ürün hâlâ çalışırken kullanıcıya “artık bunun modası geçti” hissi verilmesi bile bu mantığın parçası olabilir.
Sonuç aynı yere çıkıyor:
Eski ürünü bırak, yenisini satın al.
Planlı eskitme ne zaman çıktı?
Bu kavramın geçmişi sandığınızdan eski.
Planlı eskitme ne zaman çıktı sorusunun net bir başlangıç tarihi vermek açısından önemli bir noktası var: “planned obsolescence” ifadesi en azından 1932’de Bernard London’ın yayımladığı Ending the Depression Through Planned Obsolescence adlı çalışmada açık şekilde kullanılıyordu. London, ürünlere belirli bir kullanım ömrü atanmasını ve süresi dolan ürünlerin değiştirilmesini ekonomik hareketliliği artıracak bir yöntem olarak öneriyordu.
Yani kavram dün ortaya çıkmadı.
Daha kötüsü, fikir başından beri “ürünü mümkün olduğunca uzun süre kullan” mantığı üzerine kurulmamıştı.
Tam tersine.
Daha fazla tüketim gerekiyordu.
Planlı eskitme türleri
Planlı eskitme türleri birkaç farklı şekilde karşımıza çıkıyor.
1. Fiziksel eskitme
Ürünün dayanıklılığının düşük tutulması.
Parça daha erken bozuluyor.
Sonra bütün cihazı değiştiriyorsun.
Özellikle elektronik ürünlerde bu durum tüketicinin başına bela olabiliyor.
Basit bir parçanın değişmesi mümkün değilse cihazın geri kalanı sağlam olsa bile ürün çöpe gidiyor.
2. Tamiri zorlaştırarak eskitme
Vida yerine özel bağlantılar.
Değiştirilemeyen batarya.
Lehimli parçalar.
Özel servis gerektiren tasarımlar.
Parçaların piyasada bulunmaması.
Bunların hepsi tamiri zorlaştırıyor.
Planlı eskitme örnekleri arasında en çok tartışılan konulardan biri de bu.
Çünkü cihaz bozulduğunda sorun bazen cihazın bozulması değil.
Sorun, onu tamir etmenin anlamsız hale getirilmesi.
3. Yazılımla eskitme
Bu daha da sinir bozucu.
Cihaz fiziksel olarak çalışıyor.
Ama yazılım desteği bitiyor.
Uygulama artık eski sürümü desteklemiyor.
İşletim sistemi güncellenmiyor.
Yeni özellikler eski modele gelmiyor.
Sonra cihazın kendisi sağlam olduğu halde kullanıcı yeni modele yönlendiriliyor.
Yazılım güncellemesi ile planlı eskitme arasındaki tartışmanın nedeni tam olarak bu.
Bir cihazın ömrünü sadece fiziksel olarak değil, yazılımla da kısaltabiliyorsun.
4. Moda yoluyla eskitme
Burada cihazı bozmanıza bile gerek yok.
Yeni model çıkartıyorsun.
Yeni kamera.
Yeni tasarım.
Yeni renk.
Yeni işlemci.
Yeni ekran.
Sonra reklam başlıyor.
Eski model bir anda “geçen yılın telefonu” oluyor.
Çalışıyor mu?
Çalışıyor.
İhtiyacını karşılıyor mu?
Karşılıyor.
Ama yeni model çıktı.
Demek ki eskisi artık yeterince havalı değil.
Planlı eskitme örnekleri sadece elektronik cihazlarla sınırlı değil. Otomobil, giyim, beyaz eşya ve tüketici elektroniğinin tamamında benzer mantık görülebiliyor.
En güzel tarafı: Ürün bozulmadan para kazanmak
Asıl büyük numara burada.
Bir ürünün bozulmasını beklemek zorunda değilsin.
İnsana yeni ürünü istemeyi öğretiyorsun.
Telefon çalışıyor.
Yeni telefon çıkıyor.
Televizyon çalışıyor.
Yeni televizyon çıkıyor.
Bilgisayar çalışıyor.
Yeni işlemci çıkıyor.
Kulaklık çalışıyor.
Yeni model çıkıyor.
Sonra eski ürünün hiçbir problemi olmadığı halde kullanıcı yeni ürünü almak için bahane aramaya başlıyor.
Şirket açısından mükemmel düzen.
Ürün bozulmadan yeni satış.
Daha ne isteyeceksin?
Teknoloji sektörü bunu daha da ileri taşıdı
Özellikle elektronik ürünlerde ürünlerin birbirine bağımlı hale gelmesi işi iyice büyüttü.
Telefonun bataryası zayıflıyor.
Değiştirmek zor.
Yeni telefon al.
Laptopun SSD’si yetmiyor.
Yükseltilemiyor.
Yeni laptop al.
RAM yetersiz geliyor.
Lehimli.
Yeni bilgisayar al.
Yazılım desteği bitiyor.
Yeni cihaz al.
Böylece tek bir parçanın problemi bütün ürünü çöpe gönderen bir bahaneye dönüşüyor.
Elektronik ürünlerde planlı eskitme tartışmasının bu kadar büyümesinin nedeni de bu.
Eskiden bir parçayı değiştirirdin.
Şimdi bazen bütün cihazı değiştirmen gerekiyor.
“Yeni model daha iyi” tuzağı
Yeni model elbette daha güçlü olabilir.
Ama mesele bu değil.
Mesele, mevcut ürünün artık yetersiz olduğuna sürekli ikna edilmen.
İşlemci yüzde bilmem kaç daha hızlı.
Kamera daha iyi.
Ekran daha parlak.
Hoparlör daha güçlü.
Yeni yapay zeka özelliği var.
Bütün bunlar üst üste konuyor.
Sonra üç yıllık cihazın sanki hurda olmuş gibi gösteriliyor.
Planlı eskitme nedir sorusunun tüketici tarafındaki en önemli kısmı burada.
Ürün sadece fiziksel olarak değil, algı olarak da eskiliyor.
Bu düzen neden bu kadar kârlı?
Çünkü dayanıklı ürün şirketin başına bela olabilir.
Bir insan on yıl aynı ürünü kullanıyorsa on yıl boyunca aynı üründen para kazanamazsın.
Ama ürünü birkaç yılda bir değiştirecek bir sistem kurarsan sürekli satış yaparsın.
Yeni model.
Yeni kampanya.
Yeni özellik.
Yeni tasarım.
Yeni reklam.
Ve tekrar satış.
Tüketim döngüsü hiç bitmez.
Bu yüzden planlı eskitme neden yapılır sorusunun cevabı oldukça basit:
Para.
Daha fazla satış.
Daha sık satış.
Daha yüksek kâr.
Sonuç
Planlı eskitme tüketim ekonomisinin en kirli taraflarından biri.
Bir ürünün gerçekten eskimesi başka şey.
Çalışan bir ürünün yapay şekilde değersizleştirilmesi başka şey.
Parçasını bulamamak.
Tamir edememek.
Yazılım desteğini kaybetmek.
Yeni model bombardımanına maruz kalmak.
Sonra çalışan cihazı çöpe atıp yenisini almak.
Bütün bunlar birleştiğinde ortaya korkunç bir tüketim düzeni çıkıyor.
Planlı eskitme türleri değişiyor ama amaç aynı kalıyor:
Eski ürün mümkün olduğunca uzun süre kullanılmasın.
Yeni ürün mümkün olduğunca çabuk satılsın.
Üstelik bunun için ürünün gerçekten bozulmasına bile gerek yok.
Bazen sadece yeni modelin çıkması yetiyor.
Dün aldığın cihaz bugün çalışıyor.
Yarın yeni model çıkıyor.
Bir hafta sonra herkes eskisini konuşmaya başlıyor.
Bir ay sonra üretici desteği kesiyor.
Bir süre sonra da elindeki cihazın artık “eski” olduğuna ikna oluyorsun.
Ve gidip yenisini alıyorsun.
Planlı eskitmenin en büyük başarısı ürünü bozmak değil, tüketiciyi çalışan üründen vazgeçirmektir.
Şirket satıyor.
Mağaza satıyor.
Reklam satıyor.
Sen satın alıyorsun.
Sonra eski cihaz çöpe gidiyor.
Birkaç yıl sonra aynı hikâye tekrar başlıyor.
İşte sektörün para makinesi tam olarak böyle çalışıyor.