Pahalı gaming mouse gerçekten gerekli mi?

Gaming mouse piyasası iyice saçmaladı.

Bir mouse’a bakıyorsun 700 TL.

Başka birine bakıyorsun 1.500 TL.

Biraz daha aşağı iniyorsun 2.500 TL.

Sonra bir bakmışsın 5.000 TL’lik mouse var.

Bir de kutunun üstüne kocaman 26.000 DPI yazmışlar.

8K polling rate.

Ultra hafif.

Profesyonel sensör.

Optik switch.

Kablosuz.

RGB.

Sanki mouse değil NASA kumanda paneli.

Sonra insan ister istemez düşünüyor.

Ben şimdi 5.000 TL verince ne olacak?

Oyundaki adam daha yavaş mı ölecek?

Rakip beni daha geç mi görecek?

Mermiler kendi kendine kafaya mı gidecek?

Hayır.

Mouse yine mouse.

Elinle hareket ettiriyorsun.

Ekrandaki imleç hareket ediyor.

Olay bundan ibaret.

5.000 TL’lik mouse neden bu kadar pahalı?

Çünkü artık mouse sadece mouse olarak satılmıyor.

Üzerine bir sürü özellik yapıştırılıyor.

26.000 DPI gaming mouse

8K polling rate mouse

ultra hafif gaming mouse

kablosuz profesyonel gaming mouse

optik switch gaming mouse

Hepsi ayrı ayrı büyük bir olaymış gibi anlatılıyor.

Bir mouse 26.000 DPI olunca insanın aklına “Demek ki 10 kat daha iyi” gibi bir düşünce geliyor.

Değil.

Çoğu oyuncu zaten mouse’u o DPI değerlerinde kullanmıyor.

800 DPI kullanıyorsun.

1600 DPI kullanıyorsun.

Belki 3200.

Sonra 26.000 DPI’ın ne faydası var?

Hiç.

Mouse kutusunda güzel görünüyor sadece.

DPI artık biraz gösterişe döndü

Yüksek DPI gaming mouse gerekli mi diye soran birine cevabım çok basit.

Çoğu kişi için değil.

Hatta çoğu oyuncu mouse’un maksimum DPI değerine hayatında bir kere bile ihtiyaç duymuyor.

FPS oynuyorsun.

Mouse’u 800 DPI’a ayarlamışsın.

Oyunun hassasiyetini de kendine göre belirlemişsin.

Sonra mouse 26.000 DPI destekliyor.

Ne yapacaksın?

26.000’e çekip tavana mı nişan alacaksın?

Bu rakamların sürekli büyümesi bana biraz araba sektöründeki beygir savaşlarını hatırlatıyor.

500 beygir.

600 beygir.

800 beygir.

Kardeşim şehir içinde 50 kilometre hızla gidiyorsun.

Aynı hesap.

Mouse 26.000 DPI.

Sen 800 kullanıyorsun.

8K polling rate de aynı hikaye

Şimdi de herkes 8K polling rate peşinde.

1.000 Hz vardı.

Yetmedi.

2.000 oldu.

Yetmedi.

4.000 oldu.

Şimdi 8.000.

Yakında 16.000 çıkar.

Sonra 32.000.

Birileri de çıkıp “Dünyanın ilk 64K gaming mouse’u” diye ürün tanıtır.

8K polling rate gaming mouse elbette teknik olarak bir fark yaratabilir.

Ama bu farkın pazarlama cümlelerinde anlatıldığı kadar büyük olduğunu düşünmüyorum.

8K görünce “Bu mouse 1K’dan sekiz kat iyi” gibi düşünmeyin.

Öyle bir şey yok.

Polling rate’in yükselmesi mouse’un bilgisayara daha sık veri göndermesi demek.

Ama bu doğrudan sekiz kat daha iyi aim anlamına gelmiyor.

Keşke işler o kadar kolay olsa.

Mouse al.

8K yap.

Rank kas.

Keşke.

60 gram mouse alınca aim düzelmiyor

Bir de ağırlık savaşı başladı.

80 gram.

70 gram.

60 gram.

55 gram.

49 gram.

Yakında mouse yerine hava satacaklar.

“Yeni Ultra Air Gaming Mouse. Ağırlık: 12 gram.”

Elbette hafif mouse’un avantajı olabilir.

Özellikle FPS oyunlarında mouse’u hızlı hareket ettiren oyuncular hafifliği sevebilir.

Ama FPS oyunları için hafif gaming mouse almak seni otomatik olarak iyi oyuncu yapmıyor.

Aim’in kötüyse mouse’un 55 gram olması bunu çözmez.

Adam seni vuruyor.

Sen mouse’u suçluyorsun.

“Abi benim mouse ağır.”

Yok kardeşim.

Adam senden iyi oynuyor.

Profesyonel oyuncular kullanıyor diye almak zorunda değilsin

Bu da ekipman sektörünün en sevdiğim numaralarından biri.

Bir profesyonel oyuncu bir mouse kullanıyor.

Hemen reklam:

“Profesyonellerin tercihi.”

Tamam.

Profesyonel adam günde saatlerce oyun oynuyor.

Aynı mouse’u binlerce saat kullanıyor.

El alışkanlığı oluşmuş.

Mouse’un şekline alışmış.

Ağırlığını biliyor.

Hangi tutuşta rahat ettiğini biliyor.

Sen ise akşam iki saat oyun oynuyorsun.

Sonra aynı mouse’u alıp “Ben niye gelişmedim?” diyorsun.

Çünkü mouse değil sorun.

Profesyonel gaming mouse kullanmak profesyonel oyuncu yapmıyor.

Keşke yapsaydı.

E-spor salonlarının önünde kuyruk olurdu.

Gaming mouse alırken sensör önemli ama her şey değil

Burada bazı şeyleri ayırmak lazım.

Kötü sensörlü mouse almak mantıklı değil.

Sensör düzgün çalışmalı.

Takip problemi yaşamamalısın.

Saçma sapan hızlanma olmamalı.

Mouse hareketini düzgün algılamalı.

Bunlar önemli.

Ama belli bir seviyeden sonra sensör özellikleri kullanıcı için giderek daha az önemli hale geliyor.

Yani 1.500 TL’lik iyi bir mouse ile 5.000 TL’lik üst düzey mouse arasında sensör açısından kağıt üzerinde büyük rakamlar görebilirsin.

Ama oyunda bunu görünce “Ulan 5.000 TL’lik mouse işte bu” diye ayağa fırlamayacaksın.

Çünkü elindeki mouse zaten işini yapıyor olabilir.

Mouse’un şekli çoğu zaman daha önemli

Bence gaming mouse alırken nelere dikkat edilmeli sorusunun ilk cevabı DPI değil.

Şekil.

Elinize oturuyor mu?

Parmakların nerede duruyor?

Bileğin rahat mı?

Mouse’u palm grip mi kullanıyorsun?

Claw grip mi?

Fingertip grip mi?

Bunlar önemli.

Çünkü mouse ile elin arasında sürekli temas var.

Saatlerce kullanıyorsun.

Şekli kötü bir mouse dünyanın en iyi sensörüne sahip olsa ne olacak?

Elin ağrıyor.

Parmakların rahatsız.

Bileğin geriliyor.

Ama kutuda 30.000 DPI yazıyor.

Çok güzel.

Kutuyu oynatıp oyun oynarsın artık.

Büyük ellere küçük mouse satmak da ayrı bela

Eli büyük olan adam küçük mouse kullanıyor.

Sonra parmakları mouse’un dışına taşıyor.

Elini kasıyor.

Bileğini garip tutuyor.

Sonra “Bu mouse niye rahat değil?” diyor.

Çünkü sana göre değil.

Büyük ellere uygun gaming mouse arıyorsan mouse’un boyutuna bakacaksın.

Sadece sensöre bakıp ürün almak saçma.

Mouse eline oturacak.

Bu kadar.

Kablosuz mouse da otomatik olarak daha iyi değil

Kablosuz mouse kullanmak isteyen kullansın.

Ama kablosuz diye ürünün fiyatını ikiye katlamak bana hâlâ komik geliyor.

Kablosuz gaming mouse gerekli mi diye soruyorsan, hayır.

Kablo seni rahatsız ediyorsa al.

Masanda kablo istemiyorsan al.

Oyun oynarken kablo sürtünmesi sinirini bozuyorsa al.

Ama “Kablosuz daha profesyonel” kafasına girmeyin.

Kabloyla da gayet güzel oyun oynanıyor.

Hatta kablolu mouse’un bir sürü basit avantajı var.

Şarj yok.

Pil yok.

Dongle yok.

Bağlantı derdi yok.

Takıyorsun.

Çalışıyor.

Bitti.

500 TL’lik mouse ile oyun oynanır mı?

Oynanır.

Hem de gayet güzel oynanır.

Burada insanlar fiyatla kaliteyi birbirine karıştırıyor.

500 TL’lik kötü bir mouse ile 5.000 TL’lik iyi bir mouse aynı şey değil.

Ama 5.000 TL’lik mouse da 500 TL’lik mouse’un 10 katı performans vermiyor.

Asıl mesele bu.

Uygun fiyatlı gaming mouse arıyorsan düzgün bir sensörü olan, eline uyan ve switchleri düzgün çalışan bir model gayet iş görür.

Her oyuncunun mouse’a maaş bağlamasına gerek yok.

Pahalı mouse’un parasını ne zaman verirsin?

Mouse’u her gün saatlerce kullanıyorsan.

Belirli bir şekle alıştıysan.

Hafif mouse gerçekten hoşuna gidiyorsa.

Kablosuz istiyorsan.

Tekerlek ve tuş kalitesi senin için önemliyse.

O zaman pahalı mouse alırsın.

Ama bunu “Bu mouse pahalı, demek ki daha iyi oynayacağım” diye yapma.

O iş öyle değil.

Pahalı gaming mouse gerekli mi sorusunun cevabı da burada ortaya çıkıyor.

Gerekli değil.

İstiyorsan al.

Paran vardır alırsın.

Hoşuna gider alırsın.

Ama ihtiyaç ile lüksü birbirine karıştırma.

30.000 DPI’ın sana ne faydası var?

Bunu özellikle sormak lazım.

30.000 DPI.

Gerçekten.

Kim kullanıyor bunu?

Mouse’u 800 DPI’da kullanıp 30.000 DPI desteklediği için gururlanmak biraz komik.

“Benim mouse 30K.”

Tamam abi.

Benimki de 1600.

Şimdi oyuna girelim.

Bakalım kim kimi vuracak.

Çünkü oyun sırasında mouse’un kutusundaki DPI sayısı rakibin kafasına gitmiyor.

Sen götürüyorsun.

RGB de performans vermiyor

Bir de RGB var.

Mouse’un altında ışıklar yanıyor.

Renk renk.

Çok güzel.

FPS +3.

Şaka bir yana RGB tamamen görüntü meselesi.

Hoşuna gidiyorsa kullan.

Ama RGB gaming mouse performans artırır mı diye soruyorsan cevap belli.

Hayır.

Mouse ışık saçıyor.

Sen de bakıp mutlu oluyorsun.

Hepsi bu.

Optik switch diye de cüzdanı açmayın

Optik switch teknolojisinin kendi avantajları olabilir.

Ama yine aynı yere geliyoruz.

Bir mouse’un 100 milyon tıklama ömrü olması, senin 20 milyonuncu tıklamada profesyonel oyuncuya dönüşeceğin anlamına gelmiyor.

Switch’in düzgün çalışması önemli.

Çift tıklama yapmaması önemli.

Tuşun hissi önemli.

Ama kutudaki devasa rakamlar yine pazarlama tarafına kayıyor.

Optik switch gaming mouse alırken “100 milyon tıklama” yazısını görüp heyecanlanmak yerine mouse’un kendisine bakmak daha mantıklı.

Mouse’a 5.000 TL vermek yerine ne yapılabilir?

Mesela mousepad alabilirsin.

Elin rahat eder.

Monitörünü iyileştirebilirsin.

Kulaklık alabilirsin.

Klavye alabilirsin.

Hatta oyunu gerçekten geliştirmek istiyorsan mouse’a verdiğin paradan daha fazla zamanını antrenmana ayırabilirsin.

Çünkü ekipman bağımlılığı bazen komik noktalara geliyor.

Adam 6.000 TL mouse alıyor.

Sonra aim trainer açıyor.

İki dakika oynuyor.

“Mouse iyi değil.”

Kardeşim mouse’un fiyatı araba taksidi gibi.

Biraz da sen çalış.

Sonuç

En iyi gaming mouse diye herkes için geçerli tek bir ürün yok.

Mouse’un eline oturması daha önemli.

Sensörünün düzgün olması önemli.

Tuşlarının sorun çıkarmaması önemli.

Ağırlığı hoşuna gidiyorsa önemli.

Kablolu veya kablosuz olması tamamen senin tercihin.

Ama 26.000 DPI görünce büyülenmeye gerek yok.

8K polling rate görünce cüzdanı çıkarma.

60 gram görünce “Bu kesin daha iyi” deme.

RGB’ye bakıp performans bekleme.

Profesyonel oyuncu kullanıyor diye kendine almak zorunda hissetme.

Gaming mouse fiyatları yükseldikçe performans aynı oranda yükselmiyor.

Bir noktadan sonra mouse değil, özellik listesi satın alıyorsun.

Sonra masaya koyuyorsun.

Işıkları yanıyor.

DPI 26.000.

Polling rate 8K.

Ağırlık 55 gram.

Sensör dünyanın en iyisi.

Sen de oyunda yine dayak yiyosun.

Çünkü sorun mouse değil.

Mouse’u kullanan adam.

Yorum Bırak