Linux Kullanıcıları Neden Sürekli Windows ve macOS Çakma desktop Yapıyor?

Linux dünyası özgürlükten bahsetmeyi çok seviyor.

Özgür yazılım.

Özgür seçim.

Özgür masaüstü.

Özgür özelleştirme.

Sonra masaüstlerine bakıyorsunuz.

Bir tarafta Windows’a benzeyen panel.

Diğer tarafta macOS’a benzeyen dock.

Başka bir yerde Windows’un Başlat menüsünü taklit eden menü.

Bir başka masaüstünde macOS tarzı üst panel.

Sonra bunların hepsi “özgür ve benzersiz masaüstü deneyimi” diye sunuluyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Bu kadar özgürlük var da neden herkes başkasının masaüstüne benzemeye çalışıyor?

Linux masaüstünün büyük özgürlüğü: Başkasına benzeyebilmek

Linux’un en büyük özelliklerinden biri özelleştirilebilirlik.

Masaüstünü istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz.

Harika.

Fakat bu özgürlüğün kullanımına bakınca ortaya çok yaratıcı bir tablo çıkmıyor.

Windows gibi yap.

macOS gibi yap.

Windows 95 gibi yap.

macOS Ventura gibi yap.

Sonra ekran görüntüsünü Reddit’e koy.

“Rate my setup.”

Ve 47 kişi aynı dock’un kaç piksel yukarıda olması gerektiğini tartışsın.

Devrim tamamlandı.

MacOS özentiliği ayrı bir kategori

Linux masaüstü topluluklarında özellikle macOS’a benzeyen kurulumların ayrı bir hayran kitlesi var.

Altta dock.

Üstte panel.

Ortada duvar kâğıdı.

Yuvarlak köşeler.

Şeffaf pencereler.

Biraz blur.

Biraz gölge.

Biraz Apple havası.

Sonra kullanıcı:

“Linux’un özgürlüğünü seviyorum.”

diyor.

Özgürlüğünü kullanıp ne yapmış?

macOS’u yeniden yapmış.

Apple’ın yaptığı tasarımı beğenebilirsiniz.

Sorun bu değil.

Sorun, yıllarca “Linux kendi masaüstü kültürünü yaratmalı” denilip sonunda masaüstünü Apple’ın vitrininin Linux temalı versiyonuna çevirmek.

Dock kullanınca bilgisayar hızlanıyor mu?

Linux’ta dock kullanımı neredeyse ayrı bir estetik din haline gelebiliyor.

Dock aşağıda duracak.

İkonlar ortalanacak.

Hover efekti olacak.

İkon büyüyecek.

Pencere açılınca animasyon olacak.

Sonra dock’un şeffaflığı ayarlanacak.

Sonra blur.

Sonra gölge.

Sonra ikonların arası.

Sonra dock’un yüksekliği.

Bilgisayarda yapılacak iş belli.

Ama kullanıcı 45 dakika boyunca dock’un kaç piksel olması gerektiğini düşünüyor.

Bir noktadan sonra insanın aklına şu geliyor:

“Sen işletim sistemi mi kullanıyorsun, yoksa dekorasyon mu yapıyorsun?”

Linux ekran görüntüsü olimpiyatları

Daha da komik olanı ise ekran görüntüsü yarışmaları.

Linux forumlarına, Reddit topluluklarına giriyorsunuz.

Herkes kendi masaüstünün ekran görüntüsünü paylaşmış.

Birinin dock’u var.

Diğerinin dock’u biraz daha şeffaf.

Birinin terminali yeşil.

Diğerinin terminali mor.

Birinin duvar kâğıdı anime.

Bir başkasının duvar kâğıdı karanlık bir şehir.

Ve altlarında:

“Which rice?”

“Dotfiles?”

“What theme?”

“What icon pack?”

“Which font?”

“Which compositor?”

İnsanlar bazen bilgisayarlarının ne kadar verimli çalıştığını değil, ekran görüntüsünün ne kadar havalı göründüğünü yarıştırıyor.

Sanki Linux dağıtımı kullanmıyorlar.

Pinterest hesabı işletiyorlar.

“Bakın ne kadar özelleştirdim”

Bir de bu ekran görüntülerinin altında ciddi bir teknik gurur oluşuyor.

“Bu temayı kendim yaptım.”

Güzel.

“Bu dock’u şu şekilde yapılandırdım.”

Tamam.

“Şu blur efektini şu compositor ile verdim.”

Harika.

Peki bilgisayarda ne yaptın?

Bazen hiçbir şey.

Sadece masaüstünü değiştirdin.

Ama Linux kültüründe bunu göstermek başlı başına bir başarıya dönüşebiliyor.

Bilgisayarın arkasında çalışan sistemden çok masaüstünün Instagram filtresi konuşuluyor.

En komik taraf: Herkes aynı şeyi özelleştiriyor

İşin ironisi burada.

Linux sana sınırsız özelleştirme özgürlüğü veriyor.

Sonra herkes:

  • Aynı dock’u kuruyor.
  • Aynı yuvarlak pencere köşelerini kullanıyor.
  • Aynı koyu temayı seçiyor.
  • Aynı minimalist duvar kâğıdını koyuyor.
  • Aynı monospace fontu kullanıyor.
  • Aynı terminal temasını seçiyor.

Yani teorik olarak sınırsız özgürlük var.

Pratikte ise özgürce aynı şeyi yapıyorsunuz.

Windows’a benzeyen Linux da ayrı komedi

MacOS taklitçiliği bir yana, Windows benzetmeleri de oldukça yaygın.

Panel aşağıda.

Solda menü.

Sağda sistem tepsisi.

Başlat benzeri uygulama menüsü.

Windows tarzı pencere düğmeleri.

Sonra masaüstü:

“Windows’tan tamamen farklı.”

Neresi farklı?

Panelin rengi.

Tamam.

Linux masaüstleri neden kendi kimliğini yaratmıyor?

Elbette Linux tarafında kendine özgü fikirler de var.

Ancak masaüstü arayüzlerinin önemli bir bölümü yıllardır insanların zaten bildiği masaüstü metaforlarını yeniden düzenliyor.

Pencere.

Panel.

Dock.

Menü.

Dosya yöneticisi.

Masaüstü.

İkon.

Hepsi zaten yıllardır ortada.

Sonra buna yeni bir tema veriliyor ve “modern Linux desktop” deniliyor.

Gerçekten yeni bir masaüstü paradigması ortaya koymak yerine mevcut fikirleri farklı kombinasyonlarla paketlemek daha kolay.

Çünkü kullanıcı da zaten bunu biliyor.

Dock takıntısının bir başka komik tarafı

Dock’un kendisi kötü bir şey değil.

Sorun dock kullanmak değil.

Dock’u bilgisayar kullanımının büyük bir olayına çevirmek.

Bir program açmak için dock’a tıklıyorsunuz.

Tamam.

Bitti.

Ama Linux topluluklarında bazen dock’un kendisi başlı başına bir hobi.

“Şu dock mu daha iyi?”

“Şu animasyon daha güzel.”

“Şu ikon setiyle hangisi daha iyi?”

“Dock’u gizlemeli miyim?”

Bilgisayar kullanmak yerine bilgisayarın nasıl göründüğünü tartışıyoruz.

Sonra özgürlük nutku geliyor

Bütün bunlardan sonra mutlaka şu cümle geliyor:

“Linux’ta istediğini yapabilirsin.”

Evet.

Gerçekten yapabilirsin.

Windows’a benzeyen bir masaüstü yapabilirsin.

macOS’a benzeyen bir masaüstü yapabilirsin.

Hatta Windows XP’ye benzeyen bir masaüstü bile yapabilirsin.

Fakat özgürlüğün en komik kullanımlarından biri, elindeki sistemi başkasının sistemine benzetmek.

Bir Ferrari alıp üstüne Tofaş logosu yapıştırmak gibi.

Teknik olarak özgürsün.

Ama sonuç biraz tuhaf.

Ekran görüntüsü paylaşmak yazılım geliştirmek değil

Bunu özellikle ayırmak gerekiyor.

Masaüstünü özelleştirmekten keyif alan insan istediğini yapabilir.

Bunda problem yok.

Problem, bunun Linux kültürünün önemli bir bölümünde neredeyse teknik başarı göstergesine dönüşmesi.

Birinin bilgisayarında 500 tane paket vardır.

Başkasının sistemi yıllardır sorunsuz çalışıyordur.

Bir diğeri kendi kernel modülünü yazmıştır.

Ama Reddit’te en çok alkışı alan şey bazen şudur:

Güzel bir duvar kâğıdı ve şeffaf dock.

Sonra 300 kişi:

“Broooo 🔥”

yazar.

İnsanlık gerçekten ilerliyor.

Linux’un özgürlüğü bazen Photoshop yarışmasına dönüyor

Linux masaüstü topluluklarının bir kısmında olay artık işletim sistemi olmaktan çıkıp masaüstü estetiğine dönüyor.

Kim daha güzel tema yapmış?

Kim daha minimal?

Kim daha şeffaf?

Kim daha fazla blur kullanmış?

Kim macOS’a daha çok benzetmiş?

Kim terminalini daha havalı göstermiş?

Kim daha güzel screenshot almış?

Ve bütün bu yarışın sonunda bilgisayarın yaptığı iş değişmiyor.

Dosya açılıyor.

Tarayıcı çalışıyor.

Kod derleniyor.

Video oynuyor.

Ama ekran görüntüsü daha güzel.

Tebrikler. Teknoloji tarihinde yeni bir çağ başlattınız.

Belki Linux biraz da kendi gibi görünmeli

Linux’un Windows veya macOS’a benzemesi başlı başına günah değil.

Kullanıcı alışkanlıklarını korumak mantıklı olabilir.

Fakat sürekli başka platformların tasarım dilini taklit etmek ve sonra bunu “özgür masaüstü deneyimi” diye pazarlamak oldukça ironik.

Linux’un gerçekten farklı olma şansı var.

Ama bunun için önce sürekli:

“Bunu macOS gibi nasıl yaparım?”

ve

“Bunu Windows gibi nasıl yaparım?”

sorularından kurtulmak gerekiyor.

Çünkü Linux’un en büyük özgürlüğü belki de sonunda şunu yapabilmek olur:

Windows’a da macOS’a da benzemeyen bir masaüstü kullanmak.

Ve tabii bunu yaptıktan sonra ekran görüntüsünü Reddit’e atıp 400 kişinin “10/10 rice bro” demesini

Yorum Bırak