Eskiden kötü bir yazılımı anlamak kolaydı. Programı açardın, çökerdi. Bir butona basardın, hata verirdi. Bir dosya kaydederdin, dosya ortadan kaybolurdu. En azından yazılım sana açık açık “Ben kötüyüm” derdi.
Şimdi işler daha modern.
Artık yazılımın kötü olması için hata vermesine bile gerek yok.
Program gayet güzel açılıyor. Menüleri çalışıyor. Butonlar çalışıyor. Dosyanı kaydediyor. Hatta bazen sana animasyon bile gösteriyor. Fakat bütün bunların arasında kullanıcı olarak sürekli bir şeylerle uğraşmak zorunda kalıyorsun.
Çünkü modern yazılımın yeni standardı çalışmak değil, çalışıyormuş gibi görünmek.
Her şey çalışıyor ama hiçbir şey rahat değil
Modern bir yazılımın en sinir bozucu tarafı bazen teknik olarak hiçbir problem yaşamamanızdır.
Program çökmez.
Hata mesajı çıkmaz.
Sunucu kapanmaz.
Ama basit bir işi yapmak için yedi tane menü dolaşmanız gerekir.
Bir ayarı değiştirmek istersiniz, ayarların nerede olduğunu bulamazsınız. Bulduğunuzda da üç farklı kategori arasında saklanmıştır. Sonra bir onay penceresi çıkar. Ardından başka bir pencere açılır.
En sonunda yapmak istediğiniz şeyi başarırsınız.
Ve kendinizi başarılı değil, yazılımla kavga etmiş gibi hissedersiniz.
Bu noktada yazılım mühendisleri muhtemelen “Ama sistem doğru çalışıyor” diyebilir.
Evet.
Tebrikler.
Sadece kullanılamıyor.
Kullanıcı deneyimi diye diye kullanıcıyı bezdirdiler
Yazılım dünyasında yıllardır “kullanıcı deneyimi” diye bir kavram var.
İronik olan şu ki bazı yazılımlar kullanıcı deneyimini iyileştirmeye çalışırken kullanıcıyı bezdiriyor.
Her yerde bildirim.
Her yerde pop-up.
Her yerde öneri.
Her yerde “Bunu da denemek ister misiniz?”
Hayır.
İstemiyorum.
Ben sadece dosyayı açmak istiyorum.
Bir programı açtığınızda size artık programı kullandırmak yerine programın bütün özelliklerini tanıtıyorlar. Sağdan bir pencere çıkar, soldan bir öneri gelir, üst tarafta kampanya belirir.
Yazılım değil, alışveriş merkezi.
Basit özellikler neden artık lüks?
Eskiden bir programın temel görevi yaptığı işi yapmaktı.
Metin editörü mü?
Metin yaz.
Müzik programı mı?
Müzik yap.
Resim programı mı?
Resim çiz.
Şimdi ise yazılımın yanında bir ekosistem geliyor.
Hesap aç.
Buluta bağlan.
Senkronizasyonu aç.
Bildirimleri kabul et.
Analitik verileri paylaş.
Güncellemeyi indir.
Yeni sürüme geç.
Premium özellikleri incele.
Ve bütün bunların sonunda belki yazılımı kullanmaya başlayabilirsin.
Sanki program değil, yeni bir evlat edinme süreci.
Yazılım şiştikçe bilgisayar küçülüyor
Donanımlar inanılmaz hızlandı.
İşlemciler daha güçlü.
SSD’ler daha hızlı.
RAM miktarları yıllar içinde katlandı.
Buna rağmen bazı yazılımlar hâlâ basit işleri gereksiz derecede ağır yapmayı başarıyor.
Eskiden küçük bir programın yaptığı işi bugün yüzlerce megabaytlık, hatta gigabaytlık yazılımlar yapıyor.
Sonra da bilgisayarınızda neden RAM kullanımı yüksek diye şaşırıyoruz.
Çünkü modern yazılım geliştirme anlayışı bazen şuna dönüşmüş durumda:
“Bilgisayar güçlü, biraz daha kullanalım.”
Bu, optimizasyonun tam tersinin kurumsallaşmış hali.
Her şey için hesap açmak zorunda mıyız?
Bir yazılımı kullanmak için hesap istemek de modern çağın kutsal ritüellerinden biri oldu.
Hesap oluştur.
E-posta doğrula.
Şifre belirle.
İki faktörlü doğrulamayı aç.
Çerezleri kabul et.
Gizlilik politikasını onayla.
Kullanım koşullarını kabul et.
Sonra program sana “Hoş geldiniz” desin.
Ben zaten hoş geldim.
Programı açtım.
Bir hesap açmak istemiyorum.
Bir hesap açmadan kullanılabilecek basit bir araç için bile kullanıcıyı üyelik sistemine sokmak, yazılımın kullanıcıdan çok şirket için tasarlandığının güzel bir göstergesi.
Güncelleme geldi, yine hiçbir şey düzelmedi
Modern yazılımın başka bir özelliği de sürekli güncellenmesi.
Her hafta güncelleme.
Her ay yeni sürüm.
Yeni arayüz.
Yeni simgeler.
Yeni menüler.
Yeni özellikler.
Ama kullanıcı üç yıldır aynı küçük problemi yaşıyor.
Çünkü güncelleme yapmakla geliştirmek aynı şey değil.
Bir yazılımın arayüzündeki butonun yerini değiştirmek kolaydır.
Gerçekten can sıkan temel problemi çözmek ise daha zahmetlidir.
Bu yüzden kullanıcı bazen yeni sürümle birlikte yepyeni bir tasarıma kavuşur.
Fakat eski sorun hâlâ oradadır.
Sadece artık farklı renkte görünüyordur.
Yazılım artık kullanıcıya değil, yöneticisine çalışıyor
Birçok modern yazılımın tasarımında kullanıcıdan başka herkes düşünülmüş gibi bir his var.
Pazarlama ekibi reklam göstermek istiyor.
Ürün yöneticisi yeni özellik eklemek istiyor.
Yönetim abonelik satmak istiyor.
Veri ekibi kullanım istatistikleri istiyor.
Tasarım ekibi arayüzü yenilemek istiyor.
Kullanıcı ise sadece işini yapmak istiyor.
Ve sonunda ortaya şu çıkıyor:
Herkesin istediğini yapan ama kullanıcının istediğini yapmakta zorlanan bir yazılım.
“Çalışıyor” artık yeterli bir kriter değil
Bir yazılımın sadece çalışması başarı değildir.
Elektrik düğmesine bastığınızda ışığın yanması gibi düşünün. Işık yanıyor diye sistem mükemmel sayılmaz. Düğmenin tavanda olması, açmak için merdiven kullanmanız ve her seferinde üç kez basmanız pek iyi bir kullanıcı deneyimi değildir.
Yazılımda da durum aynı.
Bir program teknik olarak görevini yerine getirebilir ve yine de kötü olabilir.
Yavaş olabilir.
Gereksiz karmaşık olabilir.
Şişkin olabilir.
Kullanıcıyı sürekli yönlendirebilir.
Gereksiz bildirimlerle boğabilir.
Basit özellikleri saklayabilir.
Sürekli hesap isteyebilir.
Her şeyi aboneliğe bağlayabilir.
Ve en kötüsü, bütün bunları yaparken tek bir hata bile vermeyebilir.
İşte modern yazılımın en garip tarafı tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Eskiden kötü yazılım çökerdi.
Şimdi kötü yazılım çalışıyor.
Hem de gayet güzel çalışıyor.
Sadece sizi her kullandığınızda biraz daha sinir ediyor.